12 Mart 2016 Cumartesi

Oldu da Bitti Maşallah :)




Doruk doğduğundan beri eşimin başının etini yiyordum sünnet ettirelim, sünnet ettirelim diye. Eşim korktuğu için yok daha küçük, yok emeklemeye başladı, yok yürümeye başladı diye geçiştirdi hep. Ama ben bu iş iki yaşından önce bitecek diye kafaya koyduğumdan 18 aylıkken tekrar gündeme getirdim konuyu. Tamam dedi yaptıralım artık.
Araştırdım, araştırdım her konuda olduğu gibi bunda da günlerce ne yapmalı, kime yaptırılmalı, genel anestezi mi lokal anestezi mi (1 yaşını geçmiş olduğundan lokal anestezi olamıyordu malesef zaten en çok taktığım konulardan biride genel anestezi alacak olmasıydı küçücük çocuğun) üroloji doktorumu yoksa genel cerrah mı yapmalı sünneti diye diye bulduğum her kaynağı okudum. 
Neyse ki günler sonra bulduğumuz bir üroloji doktoru 12 Mart cumartesi günü hastanede operasyonu gerçekleştirdi. Operasyon diyorum çünkü genel anestezi ile ameliyathanede oldu sünnetimiz. 
Cuma günü sünneti yapacak doktoru aradığımda bana "cumartesi sabah 8de gelin 9 gibi ameliyata alırız. Ama 6 saat öncesinde yemek yemeyecek ve su dahil hiç birşey  içmeyecek" dedi.  Bu seferde gece Doruk emmeden nasıl duracak diye başladım strese girmeye (10-15 defa emmeye kalktığımızdan). En son gece 2 de uyanmasa dahi emzirmem gerekiyordu ki sabaha hatta belki öğlene kadar dayanabilsin açlığa.
Gece 01.50'ye saati kurdum ama tabiki Doruk o saati beklemeden uyanmış me-me demişti bile. Emmesi bitince döndü uyumaya devam etti. 3'te uyanıp tekrar me-me dedi. İşte başlıyorduk ne yapacaktım; 
1)Sakin olacaktım, 
2)Doruk'a ben zaten akşamdan beri anlatıyordum "sabah ameliyata gireceğin için bu gece sana meme veremeyeceğim anneciğim" diye illaki anlayış gösterecekti, 
3)Doruk avazı çıktığı kadar bağırıyor ve hüngür hüngür ağıyordu; yine çocuğumu çok iyi tanıyan bir anne olduğumu kanıtlamıştım işte.
"Seni salıncağında sallayım mı anneciğim" dediğim anda kıyametleri koparmaya başladı "ber ber meme meme" diye. Tabiki ben tüm şirinliğimle "sana anlatmıştım ya oğlum yarın sabah sünnet olacaksın meme veremem sana" diye ama kesinlikle kabul etmedi tam 2 saat hiç susmadan ağladı sonra ayağımda (mecburen) Pepe videosu izlerken uyuya kaldı. Hastaneye gidene kadar iki kere daha aynı olayı yaşadık.
Sabah 8'de Doruk'un feryatları arasında hastaneye girdik, odamıza alındık. Önce Doruk'a sakinleştirici şurup verdiler kendinden geçmeye başladığında ise, ameliyathaneye aldılar. Abartmıyorum ömrümden ömür gitti. Kalbim sıkıştı. O kadar ki geceden beri yaşadığım stres ve bebeğimin ilk defa tanımadığı insanlarla aynı ortamda bensiz bulunacak olması çok ağırıma gitti ve başladım bu seferde ben hüngür hüngür ağlamaya. Hemşireler, annemler "ne mutlu sana bak oğlun sünnet oluyor" deseler de ben her kurulan cümlede daha şiddetli ağlıyordum :) 45 dakika sonra Doruk yanımızdaydı gözleri açıktı ama çok halsizdi. Tabi hem gece hiç uyumadı, hem de anestezinin etkisiyle bitap düşmüştü. Yavrum hala ayağa kalkıp yürümek istiyordu o halinde bile :) 1 saat sonra artık emzirebilirsin dediler, memeyi ağzına almasıyla uyuması bir oldu kuzumun :) 
2 saate yakın uyudu, doktoru kontrol etti ve hastaneden çıkardılar. Eve gittiğimizde Doruk 1 saat daha uyudu uyandığında yemeğini yedi ve sanki sünnet olmamış gibi yürümeye, oynamaya, sandalyelere koltuklara çıkmaya başladı. Biz korktuk ya bir şey olursa diye ama olmadı çok şükür. Gece boyunca çok güzel uyudu hatta gece 10-15 kere kalkan Doruk 5 kere uyandı :) Ertesi sabahta kalktık kahvaltıdan sonra dışarı çıktık ve akşama kadar gezdik.
Yani ben yürümeye başlamadan yaptırsaydık keşke diye üzülmüştüm hep ama 18 aylıkken, yürürken hatta koşarken bile bir sıkıntı yaşamadık biz. Ve atlattık sonuç olarak ben 18 aylık internete sünnet yazıp arattığımda herhangi bir yazıya rastlamamıştım. İnşallah bizimle aynı durumda olan anneler bu yazıya rastlar ve acabaları belki bir nebze olsun azalır bu yazı sayesinde :) 

26 Kasım 2015 Perşembe

HAZIR GIDALARA "HAYIR"

Doruk doğmadan önce, hamileyken başlamıştım "hazır mama, çikolata, şeker vs. yedirmemeye çalışacağım" demeye. Ne gerek var ki hepsini kendimde pek ala evimde hazırlayabilirim diye düşünüyordum hep.
Ne yazık ki bazen kelimelerin tükendiği anlara, ya da şöyle mi demeliyim nutkunuzun tutulduğu, ağzınızın dilinizin bağlandığı anlara denk gelirsiniz ya işte bende Doruk'un doğduğu gün aynen o anı yaşadım. Hemşire oğlumun küçük doğduğunu ve sarılığı nedeniyle iyice beslenmesi gerektiğini ancak emmeyi-emzirmeyi henüz çok iyi bilmediğimizden "MECBUREN" mama vermemiz gerektiğini söyledi. Hayır diyemedim. Ne olursa olsun bu sağlıktı sonuçta bebek açtı ve mama vermezsek sarılığı artabilirdi. Ama hemşire kesinlikle biberonla vermeyeceğini yoksa beni emmeyi reddedebileceğini de söyledi. Başladık bebeği şırınga ile beslemeye. 2 gün hem anne sütü hem mama aldı oğlum. İçim hiç rahat değildi sonuçta sütüm vardı ve okuduklarımdan bildiğim kadarıyla süt bebeğin emmesiyle artacaktı. Eve giderken mama almamızı ve günlük hem anne sütü hem mama ile sarılığı hemen atlatabileceğimizi söyledi hemşire.
Eve geldik ve ben başladım sütümü sağmaya (kullandığım alet tık tık çok memnun kaldım kesinlikle tavsiye ederim.) Hem emziriyordum,hem de yorulduğunda ağzına şırıngayla yavaş yavaş damlatıyordum sütü. Sonuçta kararlıydım bebeğe mama vermeyecektim :) Neyse ki sarılığı bu şekilde çok çabuk atlattık. 
Asıl gelmek istediğim konu şu ki; daha Doruk doğduğunda başlamıştı içim içimi yemeye. Ya ben çocuğuma o içinde ne olduğu belirsiz şeyleri yediremezdim. Ben "Doruk çikolatayla tanışmadı, Doruk bisküvi yemiyor, Doruk'a bisküvisini ben kendim yapıyorum, Doruk tuz ve şekerle tanışmadı henüz" dedikçe sanki marifetmiş gibi büyüklerimizden "ama siz yediniz, ne olacak ki artık yiyebilir, yesin onun da tadına baksın..." laflarını çok fazla duyuyorum. Evet biz yedik, biz onlarla büyüdük ama onlarla büyüdükte ne oldu? Büyüklerim size soruyorum bunu bana demeden önce kendinize sorun bakalım biz yedikte ne kazandık yada inşallah ortaya çıkmaz ama! ileride kim bilir ne hastalıklar çıkacak o sağlıksız, ne olacak ki diyerek yediğimiz abur cuburlardan? 
Ben kerevizle Doruk doğduktan sonra tanıştım, sütlü brokoli çorbası diye çok sağlıklı ve tadı da hiç fena olmayan bir çorba varmış, bir çok sebzeyi güzelce haşlayıp pek ala zeytinyağıyla lezzetlendirerek yiyebilirmişiz, evde her hafta sonu yoğurt mayalanabilirmiş, evimize kesinlikle bulduğumuz-denk geldiğimiz her yerden hemen köy yumurtası almalıymışız...Bu listeyi uzattıkça uzatabilirim ama yazımı daha fazla uzatmayıp şu şekilde bağlayım; sağlıklı beslenme konusunda o kadar çok yazı okudum ki Doruk'a o sağlıksız şeyleri yedirmem imkansız. En azından benim verdiğimi yemekle yetinip kendi tercihlerinin henüz ortaya çıkmadığı o zamana kadar direneceğim. Evet çok zor olacak, insanlarla savaşmam gerekecek biliyorum ama mecburum. "Annelik bu zor zanaat"... 



19 Kasım 2015 Perşembe

KİTAP SEVGİSİ




Her akşam özellikle kendi evimizde isek mutlaka Doruk'a kitap okuyorum.Kitap okuyamasak bile kitaplarından açıp nesne, hayvan, olay gösterip ona bir şeyler anlatıyorum. Ben okurken beni dinlediği de oluyor, emekleyip gidip hayvan yada insan seslerini değiştirdiğimde merak ederek geri dönüp baktığı da. Ama şu bir gerçek ki kitaplarını, 6. ayından itibaren elinden düşürmedi. Onları ısırdı, kemirdi, yedi, yırttı, baktı, şu hangisi diye sordum cevapladı ama hiç bir şey beni geçen gün yaşadığım şu olay kadar şaşırtmadı.




Şöyle ki; 
'Bebek Koala Çiftlikte' kitabımızı okurken önüme eğilip eğilip eli ağzında (dişler nedeniyle her zaman ki hali diye düşünmüştüm) kıh kıh diye gülüp duruyordu. Bende "ne yapıyorsun annem" diye gülerek okumaya devam ediyordum. Ne zaman ki o sayfaya geldim ne yapmaya çalıştığını anladım. Şu an cümle cümle aklımda olmamakla beraber kitabın bir sayfasında Bebek Koala tavşan kafesine giriyor ve tavşanlara havuç vermek istiyor. Arkasındaki hayvanlardan korkan Minik Hamster ise "Dikkat et Bebek Koala, tavşan elini ısırabilir" diye bağırıyor. Doruk tam bu noktada kahkahayı patlattı elini ısırarak. Şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırdım. Aylardır okuduğum kitapları dinliyor mu, anlıyor mu acaba sorularımın karşılığını bulmuştum. Evet oğlum beni dinliyordu ve gayette güzel anlıyordu okuduklarımı. Ve o gün o sayfayı bana yaklaşık 20 kez okuttu. Okurken aklıma kitaplarımızdan bahsederken ki tık tık. şu cümlem geldi:
"Küçük Vak Vak'ı hem seslendirip, hem elime peluş ördeğimizi alıp canlandırarak okuduğumda Doruk gülerek dinliyor beni. En az 15 dakika bu şekilde vakit geçiriyor. Tabi bu beni benden alıyor. Keşke diyorum sıkılmasa da uzun süre oturup beni dinlese :) 
İleride bir kitabı 4-5 kez okutacağı zamanlar da gelecek inşallah. İşte o gün bu yazıyı tekrar açıp okuyacağım ve diyeceğim ki oğlum ne kadar küçükmüşsün bir kitaba 15 dakika sabredebiliyormuşsun sadece :)"
Evet çok kısa zaman geçmiş olsa da o gün geldi. Oğlum her gün, okumam için ıh ıh diyerek kitabını uzatıyor ve resmen yalvarıyor bana kitap bittiğinde tekrar tekrar oku diye. Beğendiği sayfaları ise çevirip çevirip 20 kez okuyoruz.
Geçenlerde okuduğum bir blogda (nerede olduğunu bulamadım) özetle şöyle yazıyordu "Kitapkurdu çocuk kolay yetişmiyormuş, bunun aşamaları varmış; bebekken ısırır, yer, yalar, yırtar, büyüdükçe bir kitabı bıkmadan milyon kez okutur ve artık bir süre sonra işi ukalalığa vurur sen okurken hayır o ses onun sesi değildi demeye başlarmış çocuklar :)"
Çok hoşuma gitmişti bu yazı. Biz şuan aynı sayfayı 20 kez okuma aşamasındayız. İnşallah  hepimize her adımını yaşayıp kitapkurdu bir çocuk yetiştirebilmek nasip olur...

22 Ekim 2015 Perşembe

İLK KİTAPLARIM



Kitap okumayı seven biriydim her zaman ama hiç bu kadar araştırmacı olmamıştım hayatım boyunca. Doruk doğmadan başlamıştım annelikle, bebek bakımıyla, bebek alışverişiyle ilgili elime geçen tüm kitapları, broşürleri, yazıları, konuları okumaya. Hamileyken okudum, şimdi de okuyorum ve öğrenmenin hiç bitmeyecek bir süreç olduğunu bildiğim için okumaya devam edeceğim. 
Bu konuda oğlumunda bana benzemesini çok istiyorum tabi ki sadece istemekle olmaz deyip daha Doruk 6. ayına bastığında kitap araştırmalarına başlamıştım. İlk aldığım kitaplar:

  • Hayvanları çok seven oğlumun hala elinden düşürmediği kitaptır ÇİFTLİK. Ali Baba'nın Çiftliğini hayvanları teker teker göstererek, seslerini çıkararak bu kitapla öğrettiğim doğrudur (benim içinde kolaylık oluyor bu şekilde. Şarkıyı söylerken başka hangi hayvanı saysam derdi ortadan kalkıyor :)) Ha bu arada sonunda dişleme yerinin kitaptan ayrıldığı gerçeği var birde tabi ki bu kitabın kalitesizliğinden değil bizim çok kullanmamızdan kaynaklandı.

  • Bu sete bende, oğlumda  BA-YI-LI-YO-RUZ. İçinde ne ararsan var denilebilecek türden. Boyutlarının küçük olması hem minik eller için çok ideal, hemde çantaya at-çık cinsinden.





  • Kitaplarına bakmayı çok sevdiği halde, şu an hayvanlar sayfası dışında bu kitapla henüz pek ilgilenmiyor.


  • Kitabın isminin Dokun ve Hisset olmasından dolayı bence bebeğin dokunacağı yerlerin daha iyi hissedebilmesi açısından daha büyük ve daha belirgin olmasını tercih ederdim. Ama yinede Doruk bu kitabını çok seviyor. Hatta "kedi neredeymiş" deyince o minicik elleriyle tek tek sayfaları arayıp kediyi buluyor. Sayfalarının kalın kartondan hazırlanmış olması da bebeklerin her şeyi ilk önce ağızlarına aldıkları düşünüldüğünde; dişleme, ısırma ve yırtılma olaylarına karşı gayet kullanışlı.

  • Bunlarda gece uyumadan önce okuduğumuz kitaplarımız: 








Küçük Vak Vak'ı hem seslendirip, hem elime peluş ördeğimizi alıp canlandırarak okuduğumda Doruk gülerek dinliyor beni. En az 15 dakika bu şekilde vakit geçiriyor. Tabi bu beni benden alıyor. Keşke diyorum sıkılmasa da uzun süre oturup beni dinlese :) 
İleride bir kitabı 4-5 kez okutacağı zamanlar da gelecek inşallah. İşte o gün bu yazıyı tekrar açıp okuyacağım ve diyeceğim ki oğlum ne kadar küçükmüşsün bir kitaba 15 dakika sabredebiliyormuşsun sadece :)

13 Ekim 2015 Salı

OĞLUMA MEKTUP





Canım oğlum; 

Çok şükür ki dünyaya geldin ve dünyam, dünyamız oldun. Bana hayatım seninle başladı dedirtebilecek kadar hayatıma anlam katansın. Kıymetlim bu blog senin için yazdıklarımı, hazırladıklarımı, oyunlarımızı, gezilerimizi, kısacası tüm değerli, önemli anılarımızı paylaşacağım bir yer olarak burada bulunsun. Belki biraz geç kaldım, bir yaşını geçtin ama geriye dönük anlarımızı da tarihleriyle yazacağım, ileride açıp okuyup, inceleyip, annem benim için ne güzel bir hatıra bırakmış demen için.
Seni çok seviyorum...




14 Ağustos 2014 Perşembe

BUDA BENİM DOĞUM HİKAYEM




Hamileliğim boyunca bir kere bile midem bulanmadı, rutin işlerime devam ettim, işe gidip geldim, her şey o kadar normal gidiyordu ki normal doğum yapacağım diye seviniyordum. Hep şu senaryo vardır ya doktorlar doğum sezaryen olsun diye türlü bahaneler uyduruyorlar, doktorumdan bir an bile şüphe etmedim. Ertan Bey beni normal doğum yapabilecekken sezaryene almazdı buna ihtimal dahi vermezdim. Ta ki Cumartesi günü doktor kontrolüne gittiğimizde doktorumuzdan oğlumuzun boynuna kordonun dolandığını öğrendiğimiz ana kadar. O an gözümün önüne o senaryo geldi ve hani nerede kordon dedim. Görüyordum haklıydı kordondu o, karşımda oğlum, benim minik meleğim kordona dolanmış boynuyla duruyordu.

Çok korktum "ne yapacağız" dedim, "çalışmayı bırakıp istirahate çekileceksiniz" dedi, "mümkün olmadıkça hareket etmeyeceksiniz, her gün geleceksiniz kalp atışını takip edeceğiz ve siz düzenli olarak hareketlerini takip edeceksiniz". dedi

Nasıl takip edecektim ya uyurken iyice dolaşırsa o kordon, ya ben yürürken fark etmezsem, ya uyuyup kalırsam, ya ya ya... diye devam eden cümleleri kurarken buluyordum sürekli kendimi. Şimdi düşünüyorum da riskli gebelik yaşayanlara Allah sabır versin, Allah'ım sağ salim kucaklarına almayı nasip etsin bebeklerini çok zormuş.Korkuyordum ya bebeğime bir şey olursa diye düşünerek hayatımın kabus dolu günlerini yaşamaya başlamıştım. Artık her garip harekette kendimi hastanede bulur olmuştum gece gündüz fark etmiyordu. "hareket etmiyor, ayağını diredi herhalde can çekişiyor, rüya gördüm, değişik bir şey hissettim gitmemiz lazım ya bir şey olduysalar hiç bitmiyordu :) Günde iki,üç kez hastanenin yolunu tutuyorduk. Çarşamba günü doktora gittiğimde ağlayarak "ben bu korkuyla yaşayamıyorum, sezaryenle doğum yapmak istiyorum" dedim. Doktorum halime acımış olacak ki "peki ben kordon tekrar çözülebilir ihtimali dahilinde hareket ediyorum ama senin psikolojinin iyi olması her şeyden daha önemli, cuma gününe kadar bekleyelim eğer ki kordon çözülmezse cuma sabah 9'da alıyoruz bebeği" dedi. Sevinmiştim, rahatlamıştım işte aylardır beklediğim o ana sadece iki gün kalmıştı. Kavuşacaktım artık miniğime.
Ertesi gün 14.08.2014 Perşembe 16.00'da yine kontrol için hastaneye gittik. Nst'ye bağladılar bekledik bekledik makine her zaman çıkardığı seslerden farklı bir ses çıkararak ilerletiyordu içinden çıkan kağıdı, kağıttaki çizgiler farklıydı her zamankinden. Bir şeyler ters gidiyordu Ertan Bey geldi "hemen alıyoruz doğuma, bebeğin kalp atışı zayıfladı" dedi. HAYATIMDA BU KADAR KORKTUĞUM BAŞKA BİR AN OLDU MU HİÇ HATIRLAMIYORUM. Ama ben hazır değildim ertesi gün sabah 9'da doğuma girmeye hazırdım ama o an hazır değildim, yine başladım ağlamaya. Başımda hemşireler biri damar yolu açıyor biri üzerime giymem gerekenleri veriyor, korkunç bir koşturmaca. Sen sakin ol diyor her gelen başımda anestezi uzmanı konuşuyor ama ben duymuyorum "Serkan annemi, babamı ara, arabadan doğum çantamı getir" diyerek ağlıyorum sanki o anı hiç hayal etmemişim gibi, aylardır bekleyen ben değilmişim gibi deli gibi ağlıyorum.
Zaman kavramının farkında değilim. Ama sonra doğum saatimin 17.20 olmasından anlıyorum ki yarım saat içinde annem, babam, kayın validem, kayın pederim, arkadaşlarımız anneannemler, teyzelerim hepsi gelmiş, bana el sallıyorlar hastane koridorunda ameliyata inerken(ben yine ağlıyorum).
Serkan'da giriyor doğuma, asansörde inerken Ertan Bey hala soruyor emin misiniz Serkan Bey girecek misiniz doğuma diye suratına bakıyorum rengi bembeyaz olmuş, evet diyor.
İğne yapıyorlar, rahatlıyorum galiba yada heyecanlı bekleyişim olanları, konuşulanları hatırlamama engel oluyor. Serkan başucumda bir elimden tutuyor, diğer elim daha sonra doğum hikayemi her anlatışımda(milyon kez anlatmışımdır) Allah'ım ne kadar iyi bir adamdı dememe sebep anestezi uzmanının elinde, bana "benimde senin yaşlarında kızım var diyor yüzümü avuçlarının içine alıp, korkma hemen bitecek inşallah kızımında bir bebeği olur senin bebeğin gibi". 
Sonra o sesi duyuyorum hayatımda duyduğum en güzel sesi, hemen sarıp yanıma getiriyorlar bakmaya çalışıyorum uzanıp, öpüyorum kokluyorum pembe yanaklarından. 14.08.2014 Perşembe günü saat 17.20'de 2.860 kg, 50 cm olarak dünyaya geliyor "DORUK" bebeğimiz:) Üşümesin diye hemen doktor muayenesinden sonra giydirip Serkan'la odaya çıkarıyorlar, daha sonra beni çıkardıklarında öğreniyorum ki benim minik meleğim o kadar çok ağlamış ki bizim panik anneler bir yeri mi ağrıyor acaba diye düşünmeye başlamışlar :)
Ben gelince Çiğdem Hemşire herkesi dışarı çıkarıyor anneyle bebeği tanıştırma zamanı geldi diyerek. Sonunda beklediğim an ve kucağıma alıyorum oğlumu. Minicik, kırmızı suratlı, gözleri kapalı ciyak ciyak ağlayan bir bebek oğlum hakkındaki ilk izlenimlerim.Ama o içimdeki nedense bana kendimi özel hissettiren günden güne daha da artan sevgisini kelimelerle anlatmam imkansız. Allah'ım çok güzel bir duygu isteyen, bekleyen herkese nasip et. 

İLK BAKIŞMA :)





İLK AİLE FOTOĞRAFIMIZ




2 Ocak 2014 Perşembe

01.01.2014 Öğrendik ki Biri Katılıyor Aramıza...




Bazıları için yeni yıl, iyi dilekler, hediyeler, hindi, parti, eğlence demektir ama ben her ne kadar o gece bilmiyor olsam da bir daha asla eski ben olmayacaktım. Ben artık yeni yılla birlikte "ANNE" olacaktım ve bedenim, ruhum, hislerim, duygularım, önceliklerim değişecekti. Evet o gece bilmiyordum ama benim için artık dünyanın merkezi sadece Doruk olacaktı. Oğlumun geleceğini öğrendiğim dakikadan itibaren yürüyüşüm, konuşmalarımın konusu, yediğim-içtiğim her şey, uyku düzenim tamamen değişmişti. Daha dünyaya gelmeden o kadar hızlı değiştirmişti ki hayatımızı. 
-Arabada giderken arabayı sürene "yavaş gidelim acelemiz yok", 
-Yanımda sigara içene "benim sigara dumanına maruz kalmamam gerekiyor"
-Kahvaltıda (ağzına yumurta ve süt değdirmeyen ben) "bu yumurtayı yemem gerekiyor,sütümü de içmeliyim"
-İş yerine her gün bir kiloya yakın meyve, bir koca kase yoğurt, ceviz, badem taşımalarım
-Her hafta mutlaka pazara gidip 7-8 kilo meyve (doğal olanları seçmek kaydıyla) almalarım...
Bu liste böyle uzar gider :) 
"Doruk'a sen çok iyi bakıyorsun, yoğurdunu, sütünü, cevizini, bademini, meyvesini, her gün yemesi gerekenleri ne güzel hazırlıyorsun" diyenlere hala "hamileyken alıştırdım ben onu şimdi vermezsem olur mu hiç?" diyorum, gülüyorlar. 
Oğlum daha dünyaya gelmeden, bize daha mercimek tanesi kadar göründüğü zamanlarda bile ben onun için her sabah erken kalkıp yemek hazırlıyordum, kalmış ki şimdi onun ağzını açıp yemek yediğini, elleriyle bir şeyleri tutup o minik ağzına götürdüğünü görüyorum nasıl hazırlamam, gece sabaha kadar uyumasam da onun yiyeceği bir lokma için nasıl düzenimi değiştirip sabahın 5'inde kalkmam. O benim her şeyim, kıymetlim, ilk öğrendiğim anda başladım korumaya, inşallah gözlerimi kapadığım ana kadar, gücüm kuvvetim yettiğince hep ellerim üzerinde olacak...